Mahzun’un ninesi
Kendisi için kampanya düzenlediğimiz küçük Mahzun ve ninesi hakkında Zaman gazetesi yazarı Ali Çolak beyefendinin kaleme aldığı yazıyı sizlerle paylaşmak istedik.
Ben bu duyguyu, bu yıkılmayan azmi bir yerlerden hatırlıyorum. Bu dağ gibi kadın yüreğini… İrlandalı yazar Christy Brown’ın dokunaklı hayat hikayesini düşündürüyor.
Kimsenin yüzüne bakmadığı spastik özürlü çocuğunun, Christy’nin görünen ve görünmeyen bütün engelleri aşması için insanüstü bir sevgi, şefkat ve sabırla didinen annenin hikayesi… O ünlü ‘Sol Ayağım’ romanının yazarı Brown, spastik özürlü olarak dünyaya geliyor, 23 çocuklu bir duvar ustasının oğlu. Spastik olduğu için evde saklanan bir çocuk. Boynu sarkık, elleri ve ayakları işlemiyor ve konuşamıyor. Annesi, o dağ yürekli kadın, oğlunun başkalarının dediği gibi “işe yaramaz bir et ve kas yığını” olduğuna inanmıyor. Sol ayak parmaklarını kullanarak yazmayı ve resim yapmayı öğretiyor ona. Christy, resim yarışmalarından ödüller alıyor. Yüzlerce sayfalık öyküler, romanlar yazıyor. Kelimelerle kurduğu dünya, onu hayata bağlıyor. Bir gün, İrlanda edebiyatının ustalarından biri oluyor.
O dev yürekli kadın, bugün 80 yaşında, Erzurum’un Tekman ilçesinde çıkıyor karşıma. Dokuz yaşındaki engelli torununu, Mahzun’u, plastik leğenin içine oturtup iple çeke çeke -30 derecede her gün okula götürüp getiriyor. Mahzun’un ayakları yok. Babası, o doğduğu yıl ölmüş. Annesi iki yıl önce başka bir adamla evlenip gitmiş. 80′lik dedesiyle babaannesine kalmış Mahzun. Adı gibi mahzun, bir plastik leğenin içinden bakıyor; ardında dağ gibi babaannesi… Hatice nine, yazları sırtında taşıyor Mahzun’u, Yerköy Birleştirilmiş Sınıflı İlköğretim Okulu’na. Üç yüz metreyi aşıp sınıfına bırakıyor onu. Kışları yerler kar ve buz. Bu sefer, çamaşır leğenine ip takarak icat ettiği kızakla götürüyor torununu. Mahzun başarılı bir öğrenci, okumak istiyor. Öğretmeni de güveniyor ona. Bir tekerlekli sandalyesi olsa diyor, daha rahat gidip gelecek okuluna. Olur belki. Dünkü Zaman’da çıkan haberi okuyan bir himmet sahibi bu dileği gerçekleştirir. Ama beni sarsan, bu fotoğrafın kendisi. 80 yaşındaki Anadolu kadınının sevgiyle ve şefkatle ışıldayan gözleri; o heybetli duruşu…
Bu kadın yabancı değil bana. Yıllar yıllar önce tatillerde evlerine uçarak gittiğim babaannem o. Bütün yoksulluğu içinde nasıl ve nereden biriktirdiğini anlayamadığım birkaç lirayı bana saklayan ve okuyup bir gün öğretmen olmam için dualar eden fesleğen kokulu kadın… Ve ben, her defasında derin bir mahcubiyetle başımı onun göğsüne gömer, ağlardım. Ümmiydi ama gerçek bir ârifti. Bana hiçbir kitaptan öğrenemeyeceğim değerleri öğretti. Yıllar geçti, birbiri ardına okullar bitti, diplomalar alındı. Başka şehirler, başka hayatlar… Her şey değişip gelişirken onun yüzünü, nefesini ve ebedi fesleğen kokusunu hep yanı başımda hissettim. Merhameti, şefkati, sadakati öğütleyen bir melek gibi benimleydi hep. Benimle kalacak.
Erzurumlu Mahzun’un babaannesi hiç yabancım değil benim. Biliyorum ki benim babaannem de yapardı aynısını. Beni sırtına alır, okula götürürdü. Başkaları da, dev yürekli başka Anadolu kadınları da yapar aynısını. Bir şefkat kahramanı gibi kendi acılarını unutur, yaşını unutur; sırtlar torununu bir umut heykeli gibi dikilir önümüze, yapar bunu…
Ben bu kadınları seviyorum. Yaşadığımız ‘ilginç zamanlar’da hayatın bir anlamı varsa hâlâ ve her şeye rağmen bereket büsbütün kalkmıyorsa dünyamızdan, eminim ki bunu onların duasına, gönül zenginliğine ve bir melek gibi aramızda dönüp durmalarına borçluyuz. Onlar göçüp gittiğinde, bu dağ gibi kadınların nesli kesildiğinde yapayalnız, kupkuru ve öksüz kalacağımıza inanıyorum. Ve bu ihtimal beni korkutuyor. Onların siluetini hayal ettiğimde bile burnumun direği sızlıyor, boğazıma bir şeyler tıkanıyor. Onlarsız olmuyor…
O fotoğraf gözümün önünde dönüp duruyor iki gündür. Hüzünle umut, efkârla sevinç boğuşuyor içimde. Sevinçle ağlıyorum, evet… Başka ne yapılır? Ayakları yok Mahzun’un, kalkıp yürüyemiyor okuluna doğru; ama ne gam! Dağ gibi bir kadın duruyor ardında. Böyle yüce gönüllü, böyle melek soylu, sımsıkı kucaklayan bir babaannesi var ya!.. Onun şefkati ömrü boyunca yürütecektir Mahzun’u. Ve eminim Mahzun engelleri aşacak, okuyacak ve ninesinin taktığı umuttan ayaklarla kanatlanıp uçacaktır oralardan. Buna adım gibi eminim…
