İnsanlık ölmedi kıtalar dolaşıyor
Türkiye’de yeni bir bayram geleneği oluştu; ‘Başka yüzlerdeki bayram sevincini görmek…’ Ülke sınırlarını aşan bir gelenek, giderek büyüyen bir halka… Hayırseverler ve onların desteklediği yardım derneklerinin dünyanın dört köşesindeki yoksul Müslümanlara ulaşma çabası… ‘Benim kurbanım Peru’da kesilsin.’ diyor biri, öteki ‘Kazakistan’ diyor. Liste giderek uzuyor; Pakistan, Gürcistan, Senegal, Yemen, Sri Lanka… Kurban için toplanan parayla birlikte bir gönüllü ekip çıkıyor yola; teknik bir iş değil ki bu, bir gönül işi… Kapı kapı dolaşılacak, etler dağıtılacak, çocukların başı okşanacak, gerekiyorsa gıda ve temizlik malzemesi dağıtılacak hatta sağlık taraması yapılacak ve belki daha önemlisi kalıcı projeler için ilk adımlar atılacak. Bu bayram, iki gün gecikmeyle olsa da bir bayram şekeri sunuyoruz size; Afganistan’dan, Arnavutluk’tan ve Sudan’dan bayram izlenimleri… Kapıyı tıklatan eller sizin ellerinizdi nasıl olsa, dağıtılan sizin kurbanlarınızın etleri… Ellerde listeler geziyordu hep, isimler okunuyordu. Önce sizin isimleriniz okundu kurban kesilirken, sonra etler paketlenip bir bahçede dağıtılırken, yoksulların isimleri… Uzanan eller hep çekingen, utangaç… Hissesine düşen payı alan yüzdeki sevinci görmek mutlulukların en hası… Afgan Mirvaiz, Sudanlı Havva, Arnavut Elona, “Görür görmez tanıdık sizi, Allah razı olsun.” diyorlar. Dezmazang Tepesi’ndeki, Dajti Dağı’ndaki, Orhaniye Köyü’ndeki yoksullara ulaşmak size yakışırdı, çok yaşayın…
KÜRŞAT BAYHAN
Afgan yüzlerinde çiçekler açar
Dezmazang tepesindeki yoksul ailelerin yaşadığı evlere ulaşabilmek için var gücümüzle merdivenleri tırmanıyoruz. Amacımız Afgan evlerinin yoksul bayramına şahitlik etmek. Güneşin batmasına az bir zaman kalmış. Rehberimize ‘Milatdbiraz daha kestirme bir yol yok muydu?’ diye söyleniyoruz. Milad, Afgan Türk lisesi 11. sınıfta okuyan Türkçeyi neredeyse bizden daha iyi konuşan bir Afganlı. “Abi en kestirme yol burası.” diyor. Nihayet tepedeki evlere ulaşıyoruz. Dar sokaklarıyla hemen aklımıza Mardin geliyor. Güneş, Milad’ın diliyle Noor batmak üzere.
Hemen fotoğraf çekmeye koyuluyoruz. Üzerimizden ISAF a bağlı birliklerin helikopterleri geçiyor. Özellikle Taliban’ın kuvvetli olduğu Kandahar bölgesindeki dağlık alanlara doğru uçuyorlar. Tam da bu sırada beklediğimiz kare oluşuyor ve iç rahatlığı ile bir yanı uçurum olan kanalizasyonun dışarıdan aktığı dar sokaklardan aşağıya doğru iniyoruz. Karşımızda bayramlıklarını giymiş, rengarenk elbiseler içinde koşturan çocuklar…
Yüzlerinde ise bayram gülücükleri. ‘İnşallah yüzünüzden gülücükler hiç gitmez ve Afgan milleti bir ömür boyu birlik ve beraberlikle yaşar.’ diyoruz.
Milad ile konuşarak dar sokaklardan ilerlerken kurban bayramını kutladığımız yaşlı amcalar Türkiye’den geldiğimizi duyunca çok memnun oluyorlar. İçlerinden birisi evine buyur ediyor. Evler, genelde ailenin kullandığı bir oda ve bir de misafirin ağırlandığı yer minderleri ile döşenmiş odadan oluşuyor. Eski bir polis memuru olan Mirvaiz 34 yaşında ama 23 yaşındayken görevini bırakmak zorunda kalmış. “Devlet kademesindeki bir politikacıyı korumak için görevlendirilmiştik. O zaman Afganistan şimdiye göre daha sıkıntılı günler yaşıyordu. Yol güzergahanıda bir bomba patladı ve çeşitli yerlerimden yaralandım ama en önemlisi tek gözümü kaybettim. Görevi bırakmak zorunda kaldım. Şu anda 6 çocuğum var bir iş bulabilmek için ingilizce öğrenmeye çalışıyorum. Burada gönüllü olarak çalışan yardım kuruluşlarında iş bulmaya çalışacağım çünkü Afganistan’ın en büyük sorunlarından birisi insanların evine ekmek götürecek para kazanamamaları.” diyor.
Geleneksel bayram sofralarına buyur ediyorlar bizi. Çayı yudumlarken boğazımızdan zor geçtiğini hissediyorum. Bu kadar yokluğun içinde sadece Türkiye’den geldiğimiz için bize evinin kapısını açıyor ve en iyi şekilde ağırlamaya çalışıyor Mirvaiz. Çaylarımızı yudumlarken türkiye’den buraya kurban bayramlarını geçirmek için gelen işadamlarından bahsediyorum. ‘Onlar sırlı dünyaların insanları’ diyor. Neden sırlı dünyalar diye soruyoruz. En çok izledikleri programın Türkiye’de Samanyolu Tv’de yayınlanan Sırlar Dünyası programı olduğunu söylüyor. Sırlar dünyası Afganistan’da özel bir televizyon aracılığı ile Farsça’ya çevrilerek yayınlanıyor. çoğu evde Sırlar Dünyası saatinde başka program izlenmiyor. Çaylarımızı bitirdikten sonra izin isteyip kalkıyoruz tam bu sırada Mirvaiz Milad’a tercüme etmesi için birşeyler söylüyor. “Hilafetin merkezi Türkiye’ye benden selam söyleyin.” diye tercüme edince tüylerim diken diken oluyor. “Afgan kardeşim selamın başımın tacı!” dieyip sarılıyorum. Bir önceki gün Türkiye’den gelen bir işadamının “Gelecek seneki kurban bayramında küçük kızımı da bu topraklara getireceğim. Ben öldükten sonra bu toprakları ziyaret etsin Afgan kardeşlerini yanlız bırakmasın, ben ona Afganistan’ı miras bırakacağım.” sözünün manasını daha da iyi kavrıyorum.
ÜLKÜ ÖZEL AKAGÜNDÜZ
GIZUVAR BAYRAMIN ARNAVUTLUK
Tiran’da İskender Bey Meydanı, meydanda minicik bir cami; Ethem Bey… Şehirde bayram namazı kılacak kim varsa, kadın erkek, yaşlı genç bu camide daha doğrusu bu caminin etrafında toplanıyor. Erkekler önde, kadınlar arkada, halka giderek büyüyor, seyirciler artıyor. Evet, burada bazı erkekler ve kadınlar kıyıdan kenardan izlemeye hazırlanıyor. Birazdan namaz değil de bir gösteri başlayacak sanki… Haksız da sayılmazlar, birçok gencin ailesinden gizli namaz kıldığı, örtünmenin çok tuhaf karşılandığı bir ülkede, üstelik de şehrin göbeğinde yüzlerce insan secdeye varacak. Hem bu meydanda çatır ayaza ve taşların soğuğuna bir meydan okuma da var. Kilim ve seccade bulamayan erkekler gazete kâğıdı üzerinde duruyor, o da bir şey mi, kadınlar arasında kuru yerde oturanlar var. ‘Nına’ yani ‘nene’ler yün berelerin üzerine eşarp bağlamış. Eşarplar hep sonradan bağlanıyor zaten, kalabalığın arasına karışıp namaz çemberine girenler giyimleri nasıl olursa olsun bir örtüye bürünüyor. Kimi yarım bağlıyor, kimi tam, kiminde uzun manto var, kiminde daracık bir pantolon; ama hepsi aynı safta… Meydan da öyle karmaşık değil mi zaten, ortada kocaman bir yılbaşı çamı, önde cami, arkada opera binası… Namazı seyredenler ve kılanlar…
Seyirci, alnı secdeye varana özeniyor; ama o ‘alın’ bir dahaki bayram namazına kadar hiç secdeye varmayacak belki…
Gerçek şu ki, bu erken vakitte, soğuk havada meydanda toplanan herkesin yüreği kıpır kıpır… Namaz biter bitmez seyircilerin birbirlerine ve namaz kılanlara sarıldığını görmesek söylemezdik böyle…
Onlar seslenmeden biz seslendik: “Kimse Yok mu?”
Namaz bitti, evli evine, köylü köyüne mi, elbette hayır! Bayram cemaatinin arasında İstanbul’dan, Ankara’dan, İzmir’den gelmiş yardım gönüllüleri de var. Onlar birazdan kapıları çalacak ve ‘Kimse Yok mu?’ diyecek. Yalnızca Tiran’da değil, İşkodra’da, Kruya’da, Berat’ta ve Kavaye’de toplam bin 200 aileye kurban eti dağıtılacak. Önce mezbaha ziyareti… Tekbirlerin ardı arkası gelmiyor, elden ele dolaşan listede ‘Benim kurbanım Arnavutluk’ta kesilsin.’ diyen 300 Türkiyelinin ismi var. Hemen oracıkta hazırlanan et paketlerinin içinde küçük bir kâğıt, kâğıtta Arnavutça bayram tebriği… Kimse Yok mu Derneği’nin gönüllüleri bayram boyunca en çok bu sözü duyacak ve en çok bu sözü tekrarlayacak; “Gızuvar bayramin/Bayramınız kutlu olsun.” Şimdi sıra başka isimlerin okunmasında… Kavaye şehrinde Müslüman Çingeneler sıraya girmiş bekliyor, ismi okunan geliyor, etini alıp gidiyor. Bir intizam, bir gözü gönlü tokluk hâli, ikinci bir paket uzatsan birine, “Ben aldım.” deyip elindekini gösteriyor. Şehir yoksul değil; ama yoksul evleri var. Onlardan biri, yoksulluktan daha öte, sersefil durumda bir ev, evin içinde üç çocuk, ufacık bir kadın… Et paketi yetmeyecek bu eve, fazlası lâzım, gönüllülerden biri iç geçiriyor: “Kalsak burada, çatıyı onarsak, evi temizlesek…” Bu bayram ziyaretine niçin çıkıldı ki zaten, anne-babasının yanına gideceği tek zamanı niye Arnavutluk’ta geçirsin ki bir insan? Başka projeler canlanıyor zihinlerde, Kimse Yok mu Derneği’nin bir benzeri burada kurulamaz mı? Ekibe mihmandarlık yapan Arnavut işadamlarının zihninde şimşekler çakıyor: “Bizim güzel ülkemiz de bir yardım derneğine kavuşmalı, zenginler vermenin lezzetini tatmalı.” Zenginleri bilemeyiz; ama yoksulların cömertliği ortada; kurban eti alanlar bir tabak meyve, bir poşet cevizle çıkageliyor. Hele Berat’ta, istisnasız her evde kolonya ve şekerle karşılanmak bile yeterince hoşken, bir şişe meyve suyunu kaptığı gibi dışarı fırlayan yaşlı teyzeye ne demeli?
Arnavutluk’ta bunca şehir, bunca ev arasında gönüllülerin en mutmain olduğu bölge neresiydi? Tabii ki dağ köyleri… Dajti Dağı’nın ardında Murth bölgesinde kuş uçmaz kervan geçmez köylere kurban eti ulaştırmak, işte gerçek mutluluk… Diyorlar ki bu köylere yalnızca Hıristiyan misyonerler uğruyor ve belki de bu halk ilk defa bir Müslüman elden bir şey, bir kurban eti alıyor. Kadınlar öyle çekingen, evine kadar bırakılmazsa paket, meydana çıkmaktan utanıyor. Bir kadın, yolun aşağısında bekliyor. Köyde kalmış erkeklerden biri onun payını götürüyor, biz izliyoruz, kadının poşete hemen uzanmadığını, hatta önce bir adım geri çekildiğini görüyoruz. Bugün bayramın ikinci günü, erkekler nerede? Arnavutluk’ta bayram yalnızca bir günmüş, köyün erkekleri iki saat yürüyerek ulaşabildikleri taş ocağında çalışıyormuş şimdi. O zaman haydi taş ocağına, kurban eti dağıtmaya, olur ki onların eşleri o utangaç kadınlardan biridir de evlerine kurban eti girmemiştir…
ONUR ÇOBAN
Darfur’da bir köy var uzakta…
Sudan’ın darfur bölgesi uzun yıllardır devam eden iç savaş ve bunun sonucunda ortaya çıkan mülteci sorunuyla sürekli dünya gündeminde yer alıyor. Kurban Bayramı vesilesiyle geldiğimiz Darfur’un 3 büyük eyaletinden birisi olan Nyala’da, Kimse Yok mu Derneği’nin güler yüzlü ve yardımsever gönüllüleri bizi karşılıyorlar, bir yandan şehri tanımaya çalışırken bir yandan da bu iyiliksever insanların çalışmalarına şahitlik ediyoruz.
Önceki yıllara göre Darfur’da durum daha iyiye gidiyor, ancak özellikle hükümet ve isyancılar arasında yaşanan çatışmalar iyi niyetli bütün çalışmalara darbe vuruyor. Nyala’da 3,5 milyon insan yaşıyor, burada bulunan kamplarda da yaklaşık 400 bin mültecinin yaşadığı söyleniyor. 2003 yılındaki olayların ardından yaklaşık 300 bin kişi öldü ve yaklaşık 3 milyon kişi evsiz kaldı. Aslında bölgede yaşanan sıkıntının ardında yine bildik bir manzara var. Sudan, petrol rezervleriyle dünyanın sayılı ülkelerinden biri. Sahip olduğu bu zenginliğe rağmen ülkenin bu kadar yoksul olması insanı şaşırtıyor. Özellikle büyük sorunların yaşandığı Darfur bölgesi ülkenin diğer bölgelerine göre oldukça yoksul, Darfur’da yaşanan isyanın en önemli nedenlerinden birisini bu ekonomik yoksulluk.
Kimse yok mu, kasaba kurdu
Güney Darfur’da iç savaş yüzünden yaklaşık 3,5 milyon kişi toplu kamplarda yaşıyor. Bölgede çeşitli ülkelerden 2 binin üzerinde gönüllü yardım kuruluşu faaliyet gösteriyor. Sudan’daki Darfur Valiliği, bu kuruluşlardan kamplara yardım yapmak yerine, insanların köylerine geri dönmesini sağlayacak projeler geliştirmesini istedi. İşte tam bu aşamada Kimse Yok mu Derneği Orhaniye projesiyle ortaya çıkmış.
Dünyanın çeşitli bölgelerinde felaketler yaşayan insanların yardımına koşan Kimse Yok mu Derneği, Sudan’ın savaş mağduru bölgesi Darfur’da Orhaniye isimli yeni bir kasaba kurmuş. Terk edilmiş durumda olan köy, yardımlarla tekrar canlanmaya başlamış. Orhaniye, Güney Darfur’un baş şehri Nyala’ya 1 saat uzaklıkta. Bu kasabaya ilk etapta 200′ü aşkın aile yerleştirilmiş. Yeni inşaatlarla birlikte bu sayının epeyce artması bekleniyor. Sağlık kuruluşları, emniyet binası, okul, cami, meslek edindirme kursu binası; her mahallede çeşme, 4 adet su kuyusu ve modern pazar yerinin bulunacağı kasaba, bölgenin umut kaynağı. “Proje tutarsa bütün Sudan kurtulur.” diyen Darfur Valisi Ali Mahmut, bu tür projelerin mutlaka desteklenmesi gerektiğini söylüyor.
Orhaniye projesinin asıl amacı iç savaşta köyleri yakılan ve mülteci kamplarında yaşamak zorunda kalan insanların tekrar köylerine dönmesi. Topraklarını ekip biçerek, hayvan sahibi olup yetiştirerek yaşamalarını amaçlayan bir proje. Yapılan çalışmalar sonucu şu anda hane sayısı 312′ye ulaşmış durumda.
Bayramın ikinci gününde alınan izinlerin ardından, arazi araçlarıyla yaptığımız yolculukla ulaştığımız Orhaniye’de köylüler bizi büyük bir sevinçle karşılıyor, Kimse Yok mu gönüllüleri vakit kaybetmeden bir gün önceden köye getirilen kurbanları kesime hazırlıyor, köylülerin katıldığı ve tekbir sesleriyle yapılan kesimlerin ardından evlere ziyaretler başlıyor. Dört çocuk annesi Havva Hanım, gönüllülerin verdiği 8 kg’lık et paketini biraz utanarak kabul ediyor. Aldığı etleri vakit kaybetmeden bir barakaya benzeyen evine götürüyor. Havva Hanım’ın yüzündeki mutluluk bütün gönüllülerin kalplerine işliyor. Köyde dağıtılan etler ve Kimse Yok mu Derneği’ne yapılan bağışlarla alınan diğer malzemeler, ev ev dolaşılarak ihtiyaç sahiplerine iletiliyor. Bütün dağıtımlar bittikten sonra yola çıkmak üzere hazırlanıyoruz, köydeki insanların mutluluğu yüzlerinden okunuyor. ‘Kulli sene ve entum tayibin’ (bayramınızın mübarek olsun) diyerek bizleri uğurluyorlar.
14 Aralık 2008, Zaman Pazar Eki
