Afganistan Sağlık Gönüllüleri

 Türkiyedeki herkesin değil ama tüm Afgan halkının bildiği Türk-Afgan kardeşliği, yapılanlarla pekişiyor. Çanakkalede bile aynı cephede omuz omuza çarpışan bu iki uzak coğrafya insanı aradaki uzaklığa rağmen yeniden birleşti ve birleşiyor. Cephede ekmeğini paylaşan asker gibi yada geride kocasını bekleyen kadının bileziğini göndermesi gibi birşey bu yapılanlar. Yardımdan öte birşey yani.


       Afganistan a  yapılacak bir haftalık sağlık taraması için haberdar edildiğimde hiç tereddüt etmeden evet dedim.Hem gönüllü olarak hiç ücret almadan yapılan hizmetin hazzını almak, hem de dost ve kardeş ülke olan Afgan halkını bu zor günlerinde yanlarında olduğumuzu vurgulamak için hazırlıklarımıza başladık.İlaçlar ve çeşitli hediyeler toplamaya başladık.Her an bombaların patladığı bir ülkeye gitmek ne kadar doğru olurdu bilmem ama Ümit Hekimleri derneği  ve Kimse Yok Mu derneğinin aracı olması bize güven veriyordu. 25 Nisan sabahı kabil havaalanına inince,manzara bana hiç iç açıcı gelmedi.Ta ki otobüslerle Kabil Türk Afgan kız lisesindeki karşılama törenine kadar…okul bahçesindeki yol boyunca ellerindeki kırmızı güllerle Türkçe hoş geldin diyen yüzleri görünce iyi ki gelmişim dedim.Bir haftalık Kabil ziyaretimizde Afgan meslektaşlarımızla sıcak dostca ilişkiler kurduk.Bilgi aktarımında ve tıbbi yardımlarda bulunduk.Türk okullarındaki Afgan öğrenciler bizlere tercümanlık yaptılar.Askeri hastanede bizler için hoş geldin merasimi yapıldı,Afgan devlet televizyonu canlı yayında bulundu.Bu sıcak karşılamalar Türkler olarak ne kadar sevildiğimizin göstergesiydi.Ayrılacağımız günde tekrar çeşitli hediyelerle bizlere minnettarlıklarını belirttiler.Buradan bütün meslekdaşlarımı böyle gönüllü faaliyetlere katılmaya ve bu duyguyu yaşamaya davet ediyorum.İyi ki gitmişiz.Teşekkürler Ümit Hekimler ve Kimse Yok mu derneği yetkilileri ve TİKA yöneticileri…
Opr.Dr.Yıldız TANRISEVEN - Kadın hastalıkları ve  doğum 


        Giderken duygular kabarıktı, oraya gidince dahada kabardı. Zor bir coğrafya. 15 sene Rusya ile 15 sene kendi aralarında 30 yıl savaşmışlar fakat hala ayakta durmaya çalışıyorlar, bu insanları takdir ediyorum.  Maksat insanlara faydalı olabilmekti. Faydalı olduğumuzu düşünüyorum. Hem muayene yaptık hemde Afgan meslektaşlarımızla küçük çaplı bir eğitim programı yapmış olduk. Yeni bilgilere ihtiyaçları var.
     Duygulu anlar da yaşadık. Çok zaman bizimde arkadaşlarımızın da gözleri ıslandı. Samimi insanlar ve duygularını belli ediyorlar. Bir gün tanımadığım bir çocuk bana doğru gelerek beni akşam yemeğine evlerine davet etti. Çok duygulandım. Bu sağlık taramalarına ve bu tür hizmetlere her coğrafyada insanların ihtiyacı var. Bunları daha sıklıkla yapabilmeliyiz.
Dt.Hikmet MÜDERİSOĞLU


Afganistan dendiğinde hissettiğim şey orada bulunma fikrinin sıradışılığından olsa gerek güçlü bir heyecan duygusu. Bu ülkede beni heyecanlandıran şeyin gerçekte ne olduğunu bilmiyorum. Belkide bu ülkede olanların tamamı. Daha öncede bu heyecanın nedenini çözmek için gitmiştim Afganistana. Medeniyetten az etkilenmişliğin büyü gibi etkisi kaplıyor bünyenizi. Aslında görmeye ve yaşamaya ünsiyet geliştirdiğiniz, zihninizi bulandıran birçok kirlilikten değişik nedenlerle uzak kalmış bir coğrafya burası. Ölüme yakın yaşamaya alışmış Afgan milleti belkide bu rabıta etkisinden olacak daha teslimiyetçi geliyor gözüme. Modern dünyada gelişmiş benlik anlayışı burada biraz kabileciliğe dönüşüyor. Batıdan gelenler onları her ne kadar insaniyetten nasiplerini almamış olarak görseler bile aslında onlar ezilmiş yaşam tarzlarıyla geliştirdikleri insaniyetin derslerini verirler batılılara. Savaşırlarken de kendileri için değil ailesi ve kabilesi için savaşırlar. Bu yüzden onları savaşa zorlayan haklı gerekçeler vardır bu coğrafyada. Yani onlara sorsanız en kötü şey savaştır.
      Ve uzun yıllar savaşı dışardan yöneten kirli eller etkisiyle savaştılar. Bir takım yabancı ve düşman güçler bölmek ve parçalamak için para ve silah verdi onlara. Yönetmek ve sömürmek için savaş ortamını en uygun bilen emperyalist etki, bu coğrafya insanını eğitimsiz kalmaya zorladı. Sömürgeci anlayış koyu bir toz bulutu gibi çöktü Afganistan’ın üzerine uzun yıllar. Bu anlamda güneşi çok özlemiş insanlar yaşıyor bu ülkede.
Savaşın şahitliğini yapan onca mezarın arasında büyüyen Afgan milleti, bilgiye, huzura ve morale çok muhtaç. Karşılık gözetmeksizin uzanan yardım ellerine hasret. Dışardan gelen her yardımın diyetini fena halde ödediklerinden almadan veren birilerini yanıbaşlarında görmek onları mutluluktan göklere çıkarmaya yeter.
      Türkiyedeki herkesin değil ama tüm Afgan halkının bildiği Türk-Afgan kardeşliği, yapılanlarla pekişiyor. Çanakkalede bile aynı cephede omuz omuza çarpışan bu iki uzak coğrafya insanı aradaki uzaklığa rağmen yeniden birleşti ve birleşiyor. Cephede ekmeğini paylaşan asker gibi yada geride kocasını bekleyen kadının bileziğini göndermesi gibi birşey bu yapılanlar. Yardımdan öte birşey yani.
     Yapılan sağlık taramasının hiç olmazsa psikolojik olarak muayene olmayanlarda bile olumlu etkisi muhakkak, bunların devamının olması ve değişik alanlarda olduğu gibi bu anlamda da bir köprü kurulması yaralı Afgan halkı için çok önemli. Çünkü uzun yıllar devam eden savaşın kronik etkileri yine böyle uzun tedavi süreçleri istiyor. Gönül isterki fedakar Türk doktorları her fırsatta bu kardeş ülkeye yönelik çalışmalara önayak olsunlar ve sağlık şartlarını iyileştirmeye yönelik mutad programlar düzenlesinler.
      Eğitimde, sağlıkta ve daha birçok alanda artık içlerinde görmeye alıştıkları ay yıldızlı bayrak, onlara güven veriyor. Bu güvenin her daim kalması için yapılan çalışmalar mutluluk verici. Bu organizasyonu planlayıp gerçekleştirenlere sonsuz teşekkürler.
Ecz. Mirza Özgür KILIÇ


   ÜHDER ve KİMSE YOK MU Afganistana sağlık hizmeti vermek üzere yola çıktık.
İstanbul’dan hareketle Kabil ve ordan da Mezarı Şerif’e 7,5  saatlik bir karayolculuğu sonrası ulaştık.
Amacımız yaklaşık 30 milyon nufusa sahip bu ülkedeki sağlık sorunlarına bir nebze de olsa katkıda bulunmak,mevcut durumu yerinde tespit ederek ileride yapılabilecek daha büyük projeler oluşturmaktı.
Elimizdeki imkanlar dahilinde Afgan halkına derman olmaya çalıştık.Onların gözündeki bize Türk insanına karşı o sevgi dolu ışık herşeye değerdi.
Bizim ilgi ve yakınlığımıza karşı altta kalmak istemezcesine göstermiş oldukları o mağrur fakat mütevazı teveccüh beni çok duygulandırdı.Daha sonraki projelerde bulunma ve orada hizmet etme şevki oluşturdu.Bu hizmetlerin, temeli Osmanlı zamanında atılmış olan Türk-Afgan kardeşliğini pekiştireceği inancındayım.
Dt.Ömer Faruk ŞARKBAY 


       Nisan Ayının sıcak bir gününde 37 arkadaş Kabil’de sağlık taraması yapmak ve orada yaşanan sıkıntıya bir nebze merhem olabilmek için İstanbul’dan yola çıkıyoruz. Afgan sınırlarına girdikten sonra etrafın karlı tepeleri ile sıradağlarla çevrili olması buranın ne kadar zor bir coğrafya olduğunu gösteriyor hepimize. Yollardan geçerken burada yaşanan ıstırabı daha iyi anlamamıza sebeb olan manzaralar gözümüze çarpıyordu.  Kuzey bölgelerinde(Mezar-ı Şerif, Tahhar, Meymene, Şibirgan) vazife yapacak arkadaşlarımızı otobüse bindirip uğurluyoruz. Biz de burada kalan arkadaşlarımızla birlikte Kabil’deki önceden tespit edilmiş hastanelere doğru yola çıkıyoruz.
Sabah kahvaltıdan sonra herkes kendi hastanesine gidip, elinden geldiği kadar hastalara  yardımcı olmaya çalışıyor, yanımızda getirmiş olduğumuz ilaçlardan karşılıksız olarak veriyor ve onların sıkıntılarına deva olabilmenin hazzıyla akşamları kaldığımız otelimize huzur içinde dönüyorduk. Bir haftanın sonunda tekrar bir araya geldiğimizde kuzey bölgelerine giden arkadaşların köylere, okullara gittiklerini, oralardaki insanların sağlık problemlerine çare olmaya çalıştıklarını duymak  ve onların da  birkaç ay sonra tekrar gelebilmek için planlar yaptığını görmek hepimizi sevindirdi.
Son akşam , Kabil valisinin, Afgan Meclis Başkan Yardımcısının da katıldığı bir “Veda Gecesi” programı tertiplemişlerdi. Burada karşılıklı hisler ve tarihimizden gelen kardeşlik bağlarının dile getirildiği duygu yüklü konuşmalar  yapıldıktan sonra karşılıklı hediyeler verildi ve tekrar kavuşabilmek temennisiyle hasretli kucaklaşmalar yaşandı.
       Evet yine bir ayrılık ve bir kavuşma yaşanacaktı ama galiba biz bir parçamızı Afganistan’da bırakmıştık…

Uzm.Dr. Murat GÜVEN-Onkoloji


      Bu bir haftalık sağlık taraması, meslek hayatımın en mutlu olduğum günleriydi. Mükemmel bir organizasyon yapılmış.  Yurtdışındaki diğer sağlık taramalarınızda beni ilk sıraya yazarsanız memnun olurum.  ‘’Ümit Hekimleri’’ne, TİKA’ya ve Kime Yok mu’ya teşekkürler…teşekkürler.
Opr.Dr. Esra KIRSEVER-Kadın hastalıkları ve doğum


      Afganistana giderken olumsuz koşullarla karşılaşmayı göze almıştık. Tv lerden izlediğimiz görüntü ve haberler bizde bu kanıyı oluşturmuştu çünkü. Bir yandan da halkın Türkiye insanını sevdiğini, askerlerimize karşı olumsuz davranışlarının bulunmadığını biliyor olmamız bizi rahatlatan unsurlardandı. Bizden çok ailelerimiz endişeli ve tedirgindi, mayınlara dikkat etmesini  önerenler mi ararsınız , orada yemek yemeyin yanınıza yiyecek alın diyenler , evletlarını gitmekten vazgeçirmeye çalışan anne babalar mı istersiniz. Hasılı birçok arkadışımız oraya bu psikolojik bariyerleri aşarak gelmişlerdi.
  Kabil’e indikten sonra ilk durağımız olan Afgan-Türk okulundaki öğrenci ve öğretmenlerin bizi güllerle ve sıcak bir ilgiyle karşılaması hepimizi duygulandırdı, daha başlangıçta iyi ki gelmişiz dememize sebep oldu. İnsan her yerde insan , eğer o mayayı alıp iyi yoğurursanız melekleri imrendirecek manzaralar oluşturursunuz. Kalblere inancı ,insanı ve kainatı sevmeyi yerleştrirseniz o kalblerden de iyilik ve güzellikten başka şey yansımaz. Bizler de gittiğimiz yerlerde öğrenciler ve ailelerinin yüzlerinde bunları gördük. Sevgi ,ilgi,minnettarlık.
  Orada gördük ki ,taşıma suyla değirmen dönmez . Evet gitmeli her konuda yardımcı olmalıyız ama okullara ayrı bir önem vermeli, desteklemeli , sayılarını arttırmalı  ve onların çocuklarını geleceğe hazırlamalıyız. Doktor,mühendis, öğretmen  olsunlar ve ülkelerine sahip çıkıp kalkındırsınlar diye. Afganistandaki eğitim gönüllülerine minnet ve şükranlarımızla…
                              �
Uzm.Dr. Hafize ERKAL-Çocuk hastalıkları


      Afganistan sağlık taramasının ardından,
     Afganistana sağlık taraması için bir grup sağlık çalışanı arkadaşla gittiğimizde hepimiz, milletimize zor zamanlarında desteğini esirgememiş Afgan halkının sağlığın her alanında desteğe ihtiyacı olduğunu gördük. Ayrıca yıllarca savaş ve çatışmalarla birlikte anılan bölgenin, Türkiye’ye tarihten gelen sıcak ilgi ve Türk girişimcilerin fedakar eğitimcilerle gönülleri fethetmesi sayesinde bizler için oldukça güvenli çalışma ortamı olacağını gördük. yurdumuza dönerken hepimiz, bu sağlık seferberliğinin devam etmesi, her branşın kendi alanında daha iyi, acil ve yararlı neler yapılabilir planlaması gerektiği düşüncesindeydik. belki orasını görmeyenlerin aklına ülkemizde sağlık sorunları halloldu mu da Afganistan’a gideceğiz sorusu gelebilir. bunun için iki şey söylenebilir: birincisi bizdeki sorunlar oraya göre çok küçük kalıyor, sanırım hiçbir ülkede de sıfırlanamaz, ikinciside eğitim için bu kadar güzel işler yapılmış, altyapısı hazırlanmış hatta çile yönüyle diyeti ödenmiş diyebileceğimiz yere sağlık açılımlarının geç kalmaması biz sağlıkçıların bir görevidir diye düşünüyorum.
                                                        �
Opr.Dr.Mevlit KORKMAZ-Çocuk cerrahisi 


İlk defa bu tarz bir seyahate çıktım.  Düzenleyenlere ve bizi misafir edenlere ve tabii ki bu seyahate katılan diğer arkadaşlara teşekkür ediyorum.Orada ne kadar faydalı olduk bilemem ama ben kendimi sanki kutsal yolculuğa çıkmışım gibi hissettim ve bunu da anılarımı anlattığım kişilere birkaç defa söyledim.  Bu tarz organizasyonların daha geniş katılımlı ve sık olmasını diliyorum.
                                          �
 Uzm.Dr.Mehmet Ali ÇIKRIKÇIOĞLU-Dahiliye/iç hastalıkları 


 Afganistan sağlık taraması her yönden çok verimli geçti. Giderken içimdeki  tereddütlerim Afganistana ayak bastıktan sonra kayboldu.Müthiş  bir sıcak karşılama oldu .Resmi protokollarla  karşılandık. Ve her gittiğimiz yerde  söyledikleri  ‘’ biz sizi misafir olarak görmüyoruz kardeş olarak görüyoruz kendi  eviniz gibi rahat olun’’ sözler oldu.Özellikle orada bulunan  Afgan-Türk okulları öyle güzel bir zemin hazırlamış ki bir  gururlandık ve duygulandık .O  öğrencileri görünce gözyaşlarımızı tutamadık.Bütün bu geçirdiğimiz günler boyunca meslek hayatımda aldığım en güzel günlerinden biriydi.Organizeyi yapan arkadaşlara  bir daha ki  sağlık taramalarında her zaman hazır olduğumu söyledim.
                                                       �
Opr.Dr. Hasan TOK -Genel cerrahi uzmanı


Bizden çok önceleri vatanını,ailelerini bırakıp giden fedakar hocalarımız ve eşleri sayesinde bize yansıyan samimiyet,gülen yüz muhteşemdi.Afgan halkına destek olmak,yaralarını sarmak için katıldığımız sağlık taraması hayatımızda çok farklı açılımlar sağladı.Artık hayatımızda dualarımızda Afganistan ve afgan halkı var.Bu imkanı sağlayan maddi manevi destek veren herkese gönülden teşekkür ediyorum.
                                                                       �
Ecz.Gamze KALKAN


Sanırım her hangi bir maddi ücret karşılığında kimsenin cesaret edemeyeceği bizim de istemeyeceğimiz bir şeydi; Afganistan’a sağlık hizmeti götürmek. Ancak Ümit hekimleri ve Kimse Yok Mu Derneğinin bu uzaktaki, garip ve yoksul, sahipsiz kalmış ülkeye karşılıksız sağlık hizmeti götürmek için duyurduğu Kimse Yok Mu? nidasına sessiz ve cevapsız kalmak olmazdı.
Bir grup sağlık çalışanıyla düştük yollara. Ülkemin en geri kalmış şehrinden daha geri kalmış bir yerdi Kabul. Su yok, kanalizasyon yok hatta trafik lambası bile…
Ziyaretçileri olduğumuz Türk – Afgan Kız Lisesi öğrencileri, misafirlerini ellerinde güllerle karşılarken mor renkli başörtüleri ile ‘çölün ortasındaki bir leylak bahçesini’ andırıyorlardı. Bir grup ‘her şeyinden vazgeçip’ ‘her şeye talip olan’ öğretmen arkadaşları görünce yaşadığımız burkuntu ve tereddüt, büyük bir güven ve iç huzura dönüştü. Meğer Afganistan’da Kimler Varmış.
Afgan insanının sıcak karşılaması ve içtenliği ‘Niye daha önce gelmedik?’ dedirtirken, farklı hastanelerde yaptığımız ortak muayenelerde meslektaşlarımızın gösterdikleri saygı ve ihtimam, Türkiye’nin esasından ne kadar da büyük bir görev üstlendiğini gösteriyordu.
Afgan Askeri Hastanesinin Komutanı ‘Birçok ülke yardım ediyor ancak Türkler karşılıksız yaptıkları yardım ile diğerlerinden ayrılıyor’ diyerek iki ülke arasındaki sağlam bağa işaret ediyordu. Bir Afgan milletvekili ile yaptığımız Türkçe konuşmada söylediği cümle ise önümüze konan bir hedef gibiydi; ‘Gelecek ile ilgili tüm ümidimiz bu Türk Okulları’.
Bir hekim olarak bu kısa süreli gezide edindiğimiz en önemli ders sadece Afgan kardeşlerimizin değil tüm dünyanın bizden çok beklentisi olduğuydu. Bunun için de çok ama çok daha fazla gayet ve çalışmaya ihtiyaç var.                                  �
Uzm.Dr.Basri GÜNER -Pikiyatr     Uzm Dr. Aysu Yağmur GÜNER- Psikiyatr

Sahipsizlerin Ülkesi Filistin

flstn.jpgFilistin denilince içinize bir ateş düşüyor mu? Kalp atışlarınız hızlanıyor, boğazınıza kocaman bir yumruk gelip oturuyor, nefes almakta zorlanıyor, dilinizin ucunda söylenmemiş sözler birikiyor mu?Eminim, bazılarınızın gözleri yaşarıyor, burnunun direği sızlıyor, içinizde hiç bir şey yapamamanın pişmanlığı kabarıyor. Ben Filistin ismini duyunca, bir baba ve oğulun üzerlerine sıkılan mermilerden korunmak için birbirine sokulmasını hatırlıyorum. Sonra da babanın ölen yavrusuna boğulurcasına haykırarak sarılışını.

Evet Filistin…Dünyanın gözü önünde çocukların tanklarla vurulduğu, derme çatma yuvaların füzelerle dağıtıldığı, evsiz barksız insanların yaşadığı sahipsizler ülkesi.Burada canlar sahipsiz, çocuklar sahipsiz, kadınlar, babalar kısacası İNSANLIK sahipsiz. Dile kolay, 500 can…500 Filistinli daha öldü son bir haftada kurulan kurtlar sofrasında. Bir de diş kirası istediler giderken.

İşin acı yanı, ölüm en kolayıydı Filistin’de. Ya ölenlerden, yıkılanlardan sonra yaşamak? Yıllardır, anneler babalar evlatlarını, çocuklar kardeşlerini ya da anne babalarını kaybetti. Budanmış fidanlara döndüler. Sahipsizdiler, şimdi kimsesizler.

Son birkaç gündür acıyla atılan çığlıklar binlerce kilometre ötelerden duyuldu da, dünya kulaklarını tıkayıp gözlerini yumdu. Müslüman’ı, Hristiyan’ı, cumhuriyetçisi, demokratı, sosyalisti, kapitalisti, hümanisti, kimsecikler duymadı seslerini. Dünyanın orta yerinde yalnızdılar, yine yapayalnız kaldılar.

İnsan acıya alışır mı? Onlar alıştılar belki de. Yalnız ağlamaya, aç yatıp aç uyanmaya, her an çatılarından giren bir füzenin bedenlerini, evlerini dağıtmasına. İngiliz yardım kuruluşları, Gazze’de “son 40 yılın en büyük insanlık dramı yaşanıyor” dedi. Dünya zaten alışıktı ya Filistinlilerin ağlamasına. Yine kıpırdamadı vicdanları, insanlıkları.

Artık onlar da inanmıyor, 5 yıldızlı otellerde, loş ışıklı salonlarda, bakımlı insanların süslü masalar etrafında, alkış tufanları arasında attıkları insanlık nutuklarına. Zor oldu sahipsiz ve kimsesiz olduklarına inanmak. İnsan hakları denilen şeylerin kendilerini açıkta bırakan bir şemsiye olduğunu kabullenmek, zor oldu onlar için.

Ama kabullendiler.

Duyan oldu mu 500 canın yitip giderken imdat çığlıklarını. Gören oldu mu, çocukların yardım isteyen ağlaşmalarını? Bütün dünyanın yapayalnız bıraktığı Filistin, artık insanlığı vicdanıyla baş başa bırakmış durumda. İmdat bile demiyorlar görüyor musunuz?

Suskunlukları ise kalp taşıyan her insana bir şamar gibi. Her bir Filistinli çocuğun susuşu; “Haykırdık duymadınız, el uzattık tutmadınız, açtık doyurmadınız, susuzduk bir damla su yollamadınız. İNSANdık, sizi İNANDIRAMADIK”, der gibi çarpıyor vicdan sahibi insanların yüzüne, yüreğine.

Ama artık sustular.

Acıya da, ölüme de, sahipsizliğe de alıştılar. Şimdi bir el uzatılırsa onlardan çok, insanlık kazanacak. Biz kurtulacağız, bunca yıldır sırtımızda biriken “onları sahipsiz bırakmışlığımızın sorumluluğundan”. Biz kurtulacağız sorulacak hesaptan, vicdan azabından.Yediklerimiz, içtiklerimiz, rahat yataklarımızdaki uykularımız o zaman temize çıkacak ancak.

Sizce de onların da Kimse Yok Mu susuşlarına biz varız demenin vakti gelmedi mi hala?

NOT: Kimse Yok Mu Derneği Filistin için bir yardım kampanyası başlatıyor. Cep telefonlarınızın mesaj bölümüne FİLİSTİN yazıp 5777’ye kısa mesaj göndererek 5 YTL yardımda bulunabilirsiniz

Nadir Kılıç-Samanyoluhaber.com 

darfur.jpgTürkiye’de yeni bir bayram geleneği oluştu; ‘Başka yüzlerdeki bayram sevincini görmek…’ Ülke sınırlarını aşan bir gelenek, giderek büyüyen bir halka… Hayırseverler ve onların desteklediği yardım derneklerinin dünyanın dört köşesindeki yoksul Müslümanlara ulaşma çabası… ‘Benim kurbanım Peru’da kesilsin.’ diyor biri, öteki ‘Kazakistan’ diyor. 

Liste giderek uzuyor; Pakistan, Gürcistan, Senegal, Yemen, Sri Lanka… Kurban için toplanan parayla birlikte bir gönüllü ekip çıkıyor yola; teknik bir iş değil ki bu, bir gönül işi… Kapı kapı dolaşılacak, etler dağıtılacak, çocukların başı okşanacak, gerekiyorsa gıda ve temizlik malzemesi dağıtılacak hatta sağlık taraması yapılacak ve belki daha önemlisi kalıcı projeler için ilk adımlar atılacak. Bu bayram, iki gün gecikmeyle olsa da bir bayram şekeri sunuyoruz size; Afganistan’dan, Arnavutluk’tan ve Sudan’dan bayram izlenimleri… Kapıyı tıklatan eller sizin ellerinizdi nasıl olsa, dağıtılan sizin kurbanlarınızın etleri… Ellerde listeler geziyordu hep, isimler okunuyordu. Önce sizin isimleriniz okundu kurban kesilirken, sonra etler paketlenip bir bahçede dağıtılırken, yoksulların isimleri… Uzanan eller hep çekingen, utangaç… Hissesine düşen payı alan yüzdeki sevinci görmek mutlulukların en hası… Afgan Mirvaiz, Sudanlı Havva, Arnavut Elona, “Görür görmez tanıdık sizi, Allah razı olsun.” diyorlar. Dezmazang Tepesi’ndeki, Dajti Dağı’ndaki, Orhaniye Köyü’ndeki yoksullara ulaşmak size yakışırdı, çok yaşayın…

afgan.jpgKÜRŞAT BAYHAN
Afgan yüzlerinde çiçekler açar
Dezmazang tepesindeki yoksul ailelerin yaşadığı evlere ulaşabilmek için var gücümüzle merdivenleri tırmanıyoruz. Amacımız Afgan evlerinin yoksul bayramına şahitlik etmek. Güneşin batmasına az bir zaman kalmış. Rehberimize ‘Milatdbiraz daha kestirme bir yol yok muydu?’ diye söyleniyoruz. Milad, Afgan Türk lisesi 11. sınıfta okuyan Türkçeyi neredeyse bizden daha iyi konuşan bir Afganlı. “Abi en kestirme yol burası.” diyor. Nihayet tepedeki evlere ulaşıyoruz. Dar sokaklarıyla hemen aklımıza Mardin geliyor. Güneş, Milad’ın diliyle Noor batmak üzere.

Hemen fotoğraf çekmeye koyuluyoruz. Üzerimizden ISAF a bağlı birliklerin helikopterleri geçiyor. Özellikle Taliban’ın kuvvetli olduğu Kandahar bölgesindeki dağlık alanlara doğru uçuyorlar. Tam da bu sırada beklediğimiz kare oluşuyor ve iç rahatlığı ile bir yanı uçurum olan kanalizasyonun dışarıdan aktığı dar sokaklardan aşağıya doğru iniyoruz. Karşımızda bayramlıklarını giymiş, rengarenk elbiseler içinde koşturan çocuklar…

Yüzlerinde ise bayram gülücükleri. ‘İnşallah yüzünüzden gülücükler hiç gitmez ve Afgan milleti bir ömür boyu birlik ve beraberlikle yaşar.’ diyoruz.
Milad ile konuşarak dar sokaklardan ilerlerken kurban bayramını kutladığımız yaşlı amcalar Türkiye’den geldiğimizi duyunca çok memnun oluyorlar. İçlerinden birisi evine buyur ediyor. Evler, genelde ailenin kullandığı bir oda ve bir de misafirin ağırlandığı yer minderleri ile döşenmiş odadan oluşuyor. Eski bir polis memuru olan Mirvaiz 34 yaşında ama 23 yaşındayken görevini bırakmak zorunda kalmış. “Devlet kademesindeki bir politikacıyı korumak için görevlendirilmiştik. O zaman Afganistan şimdiye göre daha sıkıntılı günler yaşıyordu. Yol güzergahanıda bir bomba patladı ve çeşitli yerlerimden yaralandım ama en önemlisi tek gözümü kaybettim. Görevi bırakmak zorunda kaldım. Şu anda 6 çocuğum var bir iş bulabilmek için ingilizce öğrenmeye çalışıyorum. Burada gönüllü olarak çalışan yardım kuruluşlarında iş bulmaya çalışacağım çünkü Afganistan’ın en büyük sorunlarından birisi insanların evine ekmek götürecek para kazanamamaları.” diyor.

Geleneksel bayram sofralarına buyur ediyorlar bizi. Çayı yudumlarken boğazımızdan zor geçtiğini hissediyorum. Bu kadar yokluğun içinde sadece Türkiye’den geldiğimiz için bize evinin kapısını açıyor ve en iyi şekilde ağırlamaya çalışıyor Mirvaiz. Çaylarımızı yudumlarken türkiye’den buraya kurban bayramlarını geçirmek için gelen işadamlarından bahsediyorum. ‘Onlar sırlı dünyaların insanları’ diyor. Neden sırlı dünyalar diye soruyoruz. En çok izledikleri programın Türkiye’de Samanyolu Tv’de yayınlanan Sırlar Dünyası programı olduğunu söylüyor. Sırlar dünyası Afganistan’da özel bir televizyon aracılığı ile Farsça’ya çevrilerek yayınlanıyor. çoğu evde Sırlar Dünyası saatinde başka program izlenmiyor. Çaylarımızı bitirdikten sonra izin isteyip kalkıyoruz tam bu sırada Mirvaiz Milad’a tercüme etmesi için birşeyler söylüyor. “Hilafetin merkezi Türkiye’ye benden selam söyleyin.” diye tercüme edince tüylerim diken diken oluyor. “Afgan kardeşim selamın başımın tacı!” dieyip sarılıyorum. Bir önceki gün Türkiye’den gelen bir işadamının “Gelecek seneki kurban bayramında küçük kızımı da bu topraklara getireceğim. Ben öldükten sonra bu toprakları ziyaret etsin Afgan kardeşlerini yanlız bırakmasın, ben ona Afganistan’ı miras bırakacağım.” sözünün manasını daha da iyi kavrıyorum.
 arnavutluk.jpg

ÜLKÜ ÖZEL AKAGÜNDÜZ
GIZUVAR BAYRAMIN ARNAVUTLUK
Tiran’da İskender Bey Meydanı, meydanda minicik bir cami; Ethem Bey… Şehirde bayram namazı kılacak kim varsa, kadın erkek, yaşlı genç bu camide daha doğrusu bu caminin etrafında toplanıyor. Erkekler önde, kadınlar arkada, halka giderek büyüyor, seyirciler artıyor. Evet, burada bazı erkekler ve kadınlar kıyıdan kenardan izlemeye hazırlanıyor. Birazdan namaz değil de bir gösteri başlayacak sanki… Haksız da sayılmazlar, birçok gencin ailesinden gizli namaz kıldığı, örtünmenin çok tuhaf karşılandığı bir ülkede, üstelik de şehrin göbeğinde yüzlerce insan secdeye varacak. Hem bu meydanda çatır ayaza ve taşların soğuğuna bir meydan okuma da var. Kilim ve seccade bulamayan erkekler gazete kâğıdı üzerinde duruyor, o da bir şey mi, kadınlar arasında kuru yerde oturanlar var. ‘Nına’ yani ‘nene’ler yün berelerin üzerine eşarp bağlamış. Eşarplar hep sonradan bağlanıyor zaten, kalabalığın arasına karışıp namaz çemberine girenler giyimleri nasıl olursa olsun bir örtüye bürünüyor. Kimi yarım bağlıyor, kimi tam, kiminde uzun manto var, kiminde daracık bir pantolon; ama hepsi aynı safta… Meydan da öyle karmaşık değil mi zaten, ortada kocaman bir yılbaşı çamı, önde cami, arkada opera binası… Namazı seyredenler ve kılanlar…

Seyirci, alnı secdeye varana özeniyor; ama o ‘alın’ bir dahaki bayram namazına kadar hiç secdeye varmayacak belki…
Gerçek şu ki, bu erken vakitte, soğuk havada meydanda toplanan herkesin yüreği kıpır kıpır… Namaz biter bitmez seyircilerin birbirlerine ve namaz kılanlara sarıldığını görmesek söylemezdik böyle…

Onlar seslenmeden biz seslendik: “Kimse Yok mu?”

Namaz bitti, evli evine, köylü köyüne mi, elbette hayır! Bayram cemaatinin arasında İstanbul’dan, Ankara’dan, İzmir’den gelmiş yardım gönüllüleri de var. Onlar birazdan kapıları çalacak ve ‘Kimse Yok mu?’ diyecek. Yalnızca Tiran’da değil, İşkodra’da, Kruya’da, Berat’ta ve Kavaye’de toplam bin 200 aileye kurban eti dağıtılacak. Önce mezbaha ziyareti… Tekbirlerin ardı arkası gelmiyor, elden ele dolaşan listede ‘Benim kurbanım Arnavutluk’ta kesilsin.’ diyen 300 Türkiyelinin ismi var. Hemen oracıkta hazırlanan et paketlerinin içinde küçük bir kâğıt, kâğıtta Arnavutça bayram tebriği… Kimse Yok mu Derneği’nin gönüllüleri bayram boyunca en çok bu sözü duyacak ve en çok bu sözü tekrarlayacak; “Gızuvar bayramin/Bayramınız kutlu olsun.” Şimdi sıra başka isimlerin okunmasında… Kavaye şehrinde Müslüman Çingeneler sıraya girmiş bekliyor, ismi okunan geliyor, etini alıp gidiyor. Bir intizam, bir gözü gönlü tokluk hâli, ikinci bir paket uzatsan birine, “Ben aldım.” deyip elindekini gösteriyor. Şehir yoksul değil; ama yoksul evleri var. Onlardan biri, yoksulluktan daha öte, sersefil durumda bir ev, evin içinde üç çocuk, ufacık bir kadın… Et paketi yetmeyecek bu eve, fazlası lâzım, gönüllülerden biri iç geçiriyor: “Kalsak burada, çatıyı onarsak, evi temizlesek…” Bu bayram ziyaretine niçin çıkıldı ki zaten, anne-babasının yanına gideceği tek zamanı niye Arnavutluk’ta geçirsin ki bir insan? Başka projeler canlanıyor zihinlerde, Kimse Yok mu Derneği’nin bir benzeri burada kurulamaz mı? Ekibe mihmandarlık yapan Arnavut işadamlarının zihninde şimşekler çakıyor: “Bizim güzel ülkemiz de bir yardım derneğine kavuşmalı, zenginler vermenin lezzetini tatmalı.” Zenginleri bilemeyiz; ama yoksulların cömertliği ortada; kurban eti alanlar bir tabak meyve, bir poşet cevizle çıkageliyor. Hele Berat’ta, istisnasız her evde kolonya ve şekerle karşılanmak bile yeterince hoşken, bir şişe meyve suyunu kaptığı gibi dışarı fırlayan yaşlı teyzeye ne demeli?

Arnavutluk’ta bunca şehir, bunca ev arasında gönüllülerin en mutmain olduğu bölge neresiydi? Tabii ki dağ köyleri… Dajti Dağı’nın ardında Murth bölgesinde kuş uçmaz kervan geçmez köylere kurban eti ulaştırmak, işte gerçek mutluluk… Diyorlar ki bu köylere yalnızca Hıristiyan misyonerler uğruyor ve belki de bu halk ilk defa bir Müslüman elden bir şey, bir kurban eti alıyor. Kadınlar öyle çekingen, evine kadar bırakılmazsa paket, meydana çıkmaktan utanıyor. Bir kadın, yolun aşağısında bekliyor. Köyde kalmış erkeklerden biri onun payını götürüyor, biz izliyoruz, kadının poşete hemen uzanmadığını, hatta önce bir adım geri çekildiğini görüyoruz. Bugün bayramın ikinci günü, erkekler nerede? Arnavutluk’ta bayram yalnızca bir günmüş, köyün erkekleri iki saat yürüyerek ulaşabildikleri taş ocağında çalışıyormuş şimdi. O zaman haydi taş ocağına, kurban eti dağıtmaya, olur ki onların eşleri o utangaç kadınlardan biridir de evlerine kurban eti girmemiştir…

koy.jpgONUR ÇOBAN

Darfur’da bir köy var uzakta…
Sudan’ın darfur bölgesi uzun yıllardır devam eden iç savaş ve bunun sonucunda ortaya çıkan mülteci sorunuyla sürekli dünya gündeminde yer alıyor. Kurban Bayramı vesilesiyle geldiğimiz Darfur’un 3 büyük eyaletinden birisi olan Nyala’da, Kimse Yok mu Derneği’nin güler yüzlü ve yardımsever gönüllüleri bizi karşılıyorlar, bir yandan şehri tanımaya çalışırken bir yandan da bu iyiliksever insanların çalışmalarına şahitlik ediyoruz.

Önceki yıllara göre Darfur’da durum daha iyiye gidiyor, ancak özellikle hükümet ve isyancılar arasında yaşanan çatışmalar iyi niyetli bütün çalışmalara darbe vuruyor. Nyala’da 3,5 milyon insan yaşıyor, burada bulunan kamplarda da yaklaşık 400 bin mültecinin yaşadığı söyleniyor. 2003 yılındaki olayların ardından yaklaşık 300 bin kişi öldü ve yaklaşık 3 milyon kişi evsiz kaldı. Aslında bölgede yaşanan sıkıntının ardında yine bildik bir manzara var. Sudan, petrol rezervleriyle dünyanın sayılı ülkelerinden biri. Sahip olduğu bu zenginliğe rağmen ülkenin bu kadar yoksul olması insanı şaşırtıyor. Özellikle büyük sorunların yaşandığı Darfur bölgesi ülkenin diğer bölgelerine göre oldukça yoksul, Darfur’da yaşanan isyanın en önemli nedenlerinden birisini bu ekonomik yoksulluk.

Kimse yok mu, kasaba kurdu

Güney Darfur’da iç savaş yüzünden yaklaşık 3,5 milyon kişi toplu kamplarda yaşıyor. Bölgede çeşitli ülkelerden 2 binin üzerinde gönüllü yardım kuruluşu faaliyet gösteriyor. Sudan’daki Darfur Valiliği, bu kuruluşlardan kamplara yardım yapmak yerine, insanların köylerine geri dönmesini sağlayacak projeler geliştirmesini istedi. İşte tam bu aşamada Kimse Yok mu Derneği Orhaniye projesiyle ortaya çıkmış.
Dünyanın çeşitli bölgelerinde felaketler yaşayan insanların yardımına koşan Kimse Yok mu Derneği, Sudan’ın savaş mağduru bölgesi Darfur’da Orhaniye isimli yeni bir kasaba kurmuş. Terk edilmiş durumda olan köy, yardımlarla tekrar canlanmaya başlamış. Orhaniye, Güney Darfur’un baş şehri Nyala’ya 1 saat uzaklıkta. Bu kasabaya ilk etapta 200′ü aşkın aile yerleştirilmiş. Yeni inşaatlarla birlikte bu sayının epeyce artması bekleniyor. Sağlık kuruluşları, emniyet binası, okul, cami, meslek edindirme kursu binası; her mahallede çeşme, 4 adet su kuyusu ve modern pazar yerinin bulunacağı kasaba, bölgenin umut kaynağı. “Proje tutarsa bütün Sudan kurtulur.” diyen Darfur Valisi Ali Mahmut, bu tür projelerin mutlaka desteklenmesi gerektiğini söylüyor.

Orhaniye projesinin asıl amacı iç savaşta köyleri yakılan ve mülteci kamplarında yaşamak zorunda kalan insanların tekrar köylerine dönmesi. Topraklarını ekip biçerek, hayvan sahibi olup yetiştirerek yaşamalarını amaçlayan bir proje. Yapılan çalışmalar sonucu şu anda hane sayısı 312′ye ulaşmış durumda.
Bayramın ikinci gününde alınan izinlerin ardından, arazi araçlarıyla yaptığımız yolculukla ulaştığımız Orhaniye’de köylüler bizi büyük bir sevinçle karşılıyor, Kimse Yok mu gönüllüleri vakit kaybetmeden bir gün önceden köye getirilen kurbanları kesime hazırlıyor, köylülerin katıldığı ve tekbir sesleriyle yapılan kesimlerin ardından evlere ziyaretler başlıyor. Dört çocuk annesi Havva Hanım, gönüllülerin verdiği 8 kg’lık et paketini biraz utanarak kabul ediyor. Aldığı etleri vakit kaybetmeden bir barakaya benzeyen evine götürüyor. Havva Hanım’ın yüzündeki mutluluk bütün gönüllülerin kalplerine işliyor. Köyde dağıtılan etler ve Kimse Yok mu Derneği’ne yapılan bağışlarla alınan diğer malzemeler, ev ev dolaşılarak ihtiyaç sahiplerine iletiliyor. Bütün dağıtımlar bittikten sonra yola çıkmak üzere hazırlanıyoruz, köydeki insanların mutluluğu yüzlerinden okunuyor. ‘Kulli sene ve entum tayibin’ (bayramınızın mübarek olsun) diyerek bizleri uğurluyorlar.

14 Aralık 2008, Zaman Pazar Eki

Bugün hayata veda ettiğimizi düşünsek, çok önem verdiğimiz ailemiz, çevremiz, sahip olduğumuz eşyalar bizden sonra nasıl değişir acaba? Cevabı kendi dünyamızda aramayı birkaç dakika erteleyip Kimse Yok Mu Derneği’nin gönüllü komisyonlarından sorumlu Dr. Figen Es’e kulak verelim.
37 yaşında bir arkadaşının kanser olduğunu öğrenen Figen Hanım, aynı durumu yaşamamak için hiçbir sebebi olmadığını fark etmiş. Bir gece öldüğünü farz edip hayatını adadığı eşi ve çocuklarının, kullanmaya kıyamadığı eşyalarının ne olacağını düşünmüş: “Eşim evlenirdi büyük ihtimalle. Yıkamaya kıyamayıp sildiğim halılarım, eşyalarım dağıtılırdı. Çeyiz sandığım, bir tanesi kırıldı diye insanların gönlünü kırdığım tabaklarım kim bilir ne olurdu? Okuldan gelince beni evde bulsunlar diye koşturduğum çocuklarım anneanneye, babaanneye gönderilirdi. Velhasıl, Allah’ın huzuruna çıktım, izin ver dünyaya döneyim, dedim.   

Çocuklarımı kendimden bağımsız yetiştirmeye karar verdim. Bütün tabaklarım kullanılsın, kırılan kırılsın yenisi alınır. Evime misafir rahat gelsin. Çeyiz sandığımı dağıttım. Mülk benim değil. Benim olmayan şeyleri sahiplenip kendim için harcamanın bir de hesabı var. Kimse Yok Mu Derneği’nde gönüllü olarak çalışmaya başlamak benim için de bir fırsat oldu. Allah’ın bana verdiğini elimden almadan O’nun yolunda kullanma gayretindeyim.”

Dr. Figen Hanım’a göre ihtiyacı olan herkese elinden geldiğince yardım etmenin gereği de üzerindeki nimetlerin hesabını verme ve şükretme anlayışından kaynaklanıyor. Özellikle, yıllarca Batılı ülkelerin sömürüp bütün kaynaklarına el koyduğu, fakir bıraktığı Afrika halklarına karşı herkesin sorumlu olduğunu belirten Figen Hanım şöyle konuşuyor:   

“Türkiye’de doğmak için, tenimin beyaz olması, akıllı, sağlıklı olmak için dilekçe vermedim. Bunlar bana lütfen imtihan olarak verilmiş, onlara verilmemiş. Ona verilmeyenler benim de imtihanım. Hepimiz kul hakkına dikkat etmeye çalışırız; ama mahşerde, yoksul bir kadın gelip yakama yapışırsa, ‘Ya Rabbi benim onda hakkım var, sen mü’mini mü’mine kardeş kılmıştın. O benimle ilgilenmedi, verdiğin nimetlerden bana vermedi, hakkımı istiyorum.’ derse ne yaparım? Biz, evine sabah gelen bir şeyin akşama, akşam gelenin sabaha kalmadan ihtiyacı olana dağıtıldığı bir Peygamber’i (sas) önder kabul ediyoruz.

Elimizdeki avucumuzdaki her şeyi verelim demiyorum ama herkesin yapabileceği bir iyilik vardır. Sadece para değil, mesleğini, bilgisini, zamanını, ilgisini vermek en büyük iyiliktir. Resulullah’ın yolunu, yemeğe tuzla başlama, suyu üç yudumda içme gibi kişisel ibadetlerin içine sıkıştırmışız. Oysa Allah Rasulü tamamen sosyal bir hayat yaşamış. Biz dini kişisel bir hayat olarak yaşar, sosyal sorumluluklarımızı üzerimizden atarsak büyük bir veballe ahirete gitmiş oluruz.”

Dr. Figen Es kimdir?
1963′te Aydın Nazilli’de üç kız kardeşin ortancası olarak dünyaya geldi. Babası basma fabrikasında işçiydi. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1986′da mezun oldu. İzmit’te mecburi hizmetini yaparken kardiyoloji ihtisası yapan Dr. Mehmet Uğur Es ile evlendi. 1988′de Ömer Faruk, 1996′da Ayşe Hafsa dünyaya geldi. Enfeksiyon hastalıkları uzmanı olarak çeşitli hastanelerde çalıştı. Bir taraftan da hayır işleri ile meşgul oldu. Son üç yıldır Kimse Yok Mu Derneği’nin gönüllü koordinasyon sorumluluğunu yürütüyor.

Bizimle paylaşır mısınız?

Merhaba

42332.jpgBu blog sayfasına girdiğinize göre, “kimse yok mu” sorusu sizin için de birşeyler ifade ediyor. Haydi öyleyse! “Kimse yok mu” ne demek, bu soruyu duyduğunuzda aklına neler geliyor, paylaşalım. Dünyanın her yerinde “kimse yok mu”� diyenlerin olduğunu hatırlayıp, bu soruya birlikte cevap olalım.

Siz de bu yazının hemen altındaki yorumlar kısmına tıklayarak, “Kimse Yok Mu” denince aklınızdan, kalbinizden geçenleri bize yazın, olmaz mı..?

Bekliyoruz.

- Sonraki »